• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 532 642 09 95 sanatbila@gmail.com
Bila Yayımcılık
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Kadromuz
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • Etkinlikler
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Kadromuz
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • Etkinlikler
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Bila Yayımcılık
No Result
View All Result
Home Genel

Erdal Bila ile “Kirlenmek” Üzerine Söyleşi / Caner Almaz

Erdal Bila . Erdal Bila
8 Temmuz 2024
. Genel
0
0
SHARES
14
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

İlk öykü kitabınız ‘Kirlendik’ i kutlayarak başlayayım. Evvelinde şiir derlemeleri yayımladığınızı

biliyoruz. Bir öykü ve roman yazarı olarak şiirin en zor yazılan edebi tür

olduğu kanaatindeyim. Şiirden başka bir yazı türüne geçmenize ne vesile oldu? Yoksa

hali hazırda bu türde de üretiyor muydunuz?

Şair olmak benim ruhumun yolu. Hali hazırda zaten bir edebiyatseverim. Okumak,

yazmak her zaman hayatımın en özel yerinde olmuştur. Kirlendik benim için şiirin öyküleştirilmiş

halidir. Şiir yazarken bir kelime ile bin kelimeyi anlatırsın. Dediğiniz gibi zor bir

edebi tür lakin o bir kelimeyi geniş geniş yazabilmenin de tatlı bir hazzı varmış, ben bu

eserde onu fark ettim. Şiir ruhumsa öykü kalbim oldu.

Kitabınızda 18 kısa öykü ve en sonda da bir şiir bulunuyor. Kirlendik’teki öyküleri

yazdıran ve bu öyküleri bir araya getiren

sebepler nelerdi, neden bu öyküler bu kitabın

içerisinde yer aldılar? Çok daha temelden

bir soruyla özetlemeye çalışırsam,

öykü sizce neyi anlatmalıdır?

Her bir öykü hayatın içinden kalemime

yansıyanlar. Dediğiniz gibi en sonunda bir

şiir var. Ee bir şairin izi de her yerde şiirinin

var olmasıdır değil mi? Bütünlüğün bozulmaması

için her bir öyküyü ince eleyip sık

dokudum. En nihayetinde son taslak ortaya

çıktığında geri dönüp baktım; o kadar gerçekler

ki, büyümeye niyet etmiş yetişkinlerin

hissettiği her şey var içinde. Şiir bence

birçok kelimenin tek kelimeye yüklenmesi, öykü ise tek bir an’ın birçok kelimeyle anlatılması…

Hani bir şarkı var ya “Bazen küçük bir an için ömür bile verilir.” Öyküyü bu şarkının

bu cümlesiyle çok özdeşleştiriyorum o sebeple paylaşmak istedim.

Kirlendik, pek çok kahramanın yitip gittiği öyküleri barındırıyor. Ölüm teması yoğun

bir şekilde karşımıza çıkıyor. Karakterleriniz neden hayattan bu kadar kolay kayıp gittiler?

Ülkemizde insan hayatının değersizliğine dair bir çıkarım yapmamız yersiz olmaz

sanırım…

Bunun için tabi ki çıkarım yapmaya gerek yok, haberlere bakmanız yeter. Bir spikerin

duygusuzluğundan mı yoksa şairin duygusundan mı bilmek ister insan? İşte tam olarak

117

bu sebeple hiç kimsenin, hiçbir şeyin sonsuz olmadığını yazmak istedim. Ben hep duygudan

yanayım o sebeple herkesi kendim gibi düşünürüm. Hayatımız elbet değerlidir yine

de bitmeyecek gibi kıra döke yaşamak yerine bitecekmiş gibi sonsuz lakin naif yaşamamız

gerektiğini düşünüyorum

Biraz da öykülerinizde kullandığınız mekânlardan bahsetmek istiyorum. Anadolu’nun

kışı sert geçen köylerinden kapıcı dairelerine, camı kırık yoksul evlerinden

hapishane hücrelerine kadar pek çok farklı mekân gözlemliyoruz. Tüm bu mekânları da

toplumun göz önünde olmayan bireyleriyle dolduruyorsunuz. Karakter ve mekân tercihlerinizi

neye göre belirlediniz? Sıradan ve görünmeyen insanları mekânı göstermeden

anlatmak ne denli mümkün olabilir?

Siz söylediniz aslında. “Göz önünde olmayan” dediniz. Yok demediniz. Yani olmayan

bir şeyi, fantastik bir dünyayı yazmıyorum aslında. Olan ama görülmeyen hatta bir ileri

taşıyorum, görmeyi bazılarımızın reddettiği, rahatsız olduğu, gitmek istemediği mekânlar

ve kişileri konu olarak belirledim. Biz ne kadar gözlerimi kapatırsak kapatalım onlar

hemen göz kapağımızın arkasındalar.

Bir diğer yanıyla da ataerkil toplum normlarının kent merkezlerinde unutulduğu,

geçmişte kaldığı düşünülen konular da öykülerinizde işleniyor. Kan davaları, namus cinayetlerini

işleyen; kadınların horlandığı, eziyet edildiği, yok sayıldığı, tecavüze uğradığı

hikâyeleriniz var. Sizce bir yazar gününün koşullarını ne denli metnine yansıtmalıdır?

Sanatın ve edebiyatın tanık olduklarını aktarması ve bugünü geleceğe taşıması

hakkında neler söylemek istersiniz?

Aslında bu soru, edebiyatın işlevi ve toplumdaki rolü hakkında derin düşünce ve tartışmaları

beraberinde getirir. Edebiyatın günümüze tanıklık etme görevi olup olmadığı konusu,

yazarların ve okurların beklentilerine, aynı zamanda edebiyatın amacına dair geniş

perspektifler sunar.

Bir yandan, edebiyatın günümüz olaylarına ve toplumsal meselelere doğrudan tanıklık

etmesi, toplumu şekillendiren kritik olayları belgelemesi ve bu olaylara anlam katması

gerektiği düşünülebilir.

Öte yandan, edebiyatın zamansız olması gerektiği ve sadece güncel olaylara odaklanarak

sınırlanmaması gerektiği argümanı da vardır. Bu görüşe göre, edebiyat daha evrensel

temaları, insan ruhunun derinliklerini keşfetmeli ve bireysel tecrübeleri evrensel bir

bağlamda sunarak her zaman ve her yerde geçerli olabilmelidir.

Sonuç olarak, edebiyatın günümüze tanıklık etme sorumluluğu var mıdır sorusu, hem

yazarın niyetine hem de eserin alıcısına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bazı yazarlar

doğrudan günümüzün sorunlarıyla ilgilenirken, diğerleri daha zamansız sorunları ele almayı

tercih edebilir. Her iki yaklaşım da kendi içinde değerli olup, edebiyatın zenginliğini

ve çeşitliliğini ortaya koyar. Edebiyat, hem anı belgelemek hem de evrensel soruları sor-

118

gulamak için eşsiz bir araçtır.

Kibele Kültür Sanat Dergisi’nin yürütücülerindensiniz. Pek çok insana üretmeleri

için alan sağlıyorsunuz. Edebiyatta görünürlük ve ulaşılabilirlik açısından yaptığınız işi

kıymetli buluyorum. Malum son yıllarda edebiyatımızda çok fazla öykü ve şiir yazılmaya

başlandı. Ülkemizde öykü ve şiir okurluğu hakkında neler söylersiniz?

Ben herkesin içinde bir cevher olduğuna inanıyorum. Bunu fark etmelerini sağlamak

için Yazar Hatice DÖKMEN ile bu yola girdik. İyi ki de böyle bir işe kalkışmışız. Hem çok

güzel işler çıktı hem genç yazarlara alan tanımak ile neler yapılabileceğini gördük. Dergilerimiz

de etkinliklerimiz de çok doyurucu oldu. Biz karnımızı ve ruhumuzu sanatla doyuran

insanlarız. İyi ki sanat var.

Ülkemizde öykü ve şiir okurluğuna gelince; teknolojinin son hızla hayatımıza girişi,

sosyal medya, uyaran fazlalığı gibi etkenlerden eskisi gibi okuma yapıldığını açıkçası düşünmüyorum

yine de hala okuma kültürü ölmüş değil neyse ki. Teknoloji bu kadar hızlı

ilerleyince birden durup ne yapıyorum ben deyip okumaya başlayan, organik yaşamaya

başlayan, teknolojiyle arasına mesafe koyanları da görüyorum son zamanlar. Bu umut

verici. Uyum sağlamak elbette önemli ama uyum ile kendini feda etmeyi karıştırmadan

yapmak lazım bu işi.

Öykü ya da şiirde etkilendiğiniz, deyim yerindeyse başucu kitabı olarak nitelediğiniz

kitaplar hangileri? Bir takım kursanız, hangi yazarları sahaya sürerdiniz?

Benim kadromda kesinlikle Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Ahmet Hamdi Tanpınar,

Cemal Süreya, Turgut Uyar, Rumi, Gabriel Garcia Marquez, Jose Saramago, Matt Haig

olurdu. Başucu kitabım ise “Göğe Bakma Durağı”dır. Son zamanlarda da Mesut Topal

sıkça okuyorum.

Kirlendik’ten sonrasını da sormak isterim. Şu an yazdığınız ya da aklınızı meşgul

eden başka kurmaca çalışmalarınız var mı?

Projeler hep var, nefes varsa düşünce de var. Aklım hep meşguldür benim çok şükür=)

Şu an da yine toplumsal bir roman üzerinde çalışmalarım devam ediyor.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Önceki Yazı

Ağladım / Erdal Bila

Sonraki Yazı

Erdal Bila / Cem Tv Röportaj

Erdal Bila

Erdal Bila

Yazar Hakkında Erdal Bila, 1967 Erzurum/Aşkale doğumludur. Eğitimini Erzurum ve İstanbul'da tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. Uzun yıllar ticaretle uğraştı. 2021 yılında edebiyat hayatına adım atan Bila’nın çeşitli dergilerde şiir ve öykülerini paylaşılmaktadır. Sinema sanatçısı Tamer Levent’ ve Yazar, ressam Çerkes Karadağ’ın da aralarında olduğu “Mitologya ve Tanrılar ve Tanrıçalar” adlı mitolojik antolojinin yanı sıra çeşitli derlemelerde yer aldı. Yazar Hatice Dökmen’le birlikte kurdukları Kibele Kültür Sanat Dergisi’nin yönetim kurulu başkanlığını 2 yıl boyunca yapmıştır . Erdal Bila’nın yazdığı, beste ve müziklerini yaptığı on iki eseri de müzikseverlerin beğenilerine sunulmuştur. “Dinim sevgi. Kabem insan. Yolum doğruluk. İnsanlık ve sanat adına yapılan ve yapılacak olan her güzelliği aşk ile niyaz ediyorum.” diyen Bila’nın proje safhasında olan yeni eserleri de hazırlık aşamasındadır. Kitapları: Türkü Ektim Dağlara / 2021 Geçen Günlerin Hatırına / 2022 Hayal de Olsa / 2023 Kirlendik / 2024 Can Yana Yana / 2024 Asılı Kaldım / 2024 Pelerinsiz Kahramanlar /2025

Sonraki Yazı

Erdal Bila / Cem Tv Röportaj

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

 

Her insan doğduğunda La sesi ile ağlamaya başlar. Sanatla doğan insan yaşadığı ortam ve koşullarda bir şekilde kendini ifade edebilmeyi arzular. Doğru yöntemi bulup en iyi şekilde uyguladığında başlangıçtan beri içinde olan sanat yerini bulur.

Çıktığımız yolda sadece sahne önünde görünen değil, sahne arkasındaki adalet ve şeffaflığı da ilke edindik. Özümüz ne ise sözümüz de o dur. Yapamayacağımız şeylerin vaatlerini vermiyor, her şeyden önce insana ve ortaya koyduğu sanatına değer veriyoruz.

Arşivler

  • Haziran 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Bila Yayımcılık

Her insan doğduğunda La sesi ile ağlamaya başlar. Sanatla doğan insan yaşadığı ortam ve koşullarda bir şekilde kendini ifade edebilmeyi arzular. Doğru yöntemi bulup en iyi şekilde uyguladığında başlangıçtan beri içinde olan sanat yerini bulur.

Kategoriler

  • Anlatı
  • Deneme
  • Genel
  • Öykü
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Tiyatro

Son Yazılar

  • İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜNE GİDEN YOL: SPİNOSA’NIN ÜÇ İNSANİ İLLETİ / Aylin KOÇ
  • Gazze’desin / Aylin Koç
  • “Gerçeğin Hapsi” / Yaşar Seyman
  • Yolun Açık Olsun / Erdal Bila
  • Hem Sana Hem Bana

Copyright © 2025 Bila Yayımcılık. Tüm Hakları Saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Kadromuz
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • Etkinlikler
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright © 2025 Bila Yayımcılık. Tüm Hakları Saklıdır.