Baruch Sipinoza,17. Yüzyılın en etkili filozoflarından biridir ve felsefesi, insan doğasını ve bireyin gerçek mutluluğa ulaşma yolunu anlamaya yönelik derin bir sorgulama içerir. Spinoza, eserlerinde öncelikle insanın tutkularına ve bu tutkuların bireysel özgürlük üzerindeki etkilerine odaklanır. “Etika” adlı başyapıtında, insanın akıl ve erdem yolunda karşılaştığı zorlukları analiz eder. Spinoza’ya göre, insan karakterini bozan üç temel illet vardır: bedensel zevklere aşırı düşkünlük, mal mülk sevdası ve itibar hırsı. Bu üç illet, insanın hem kendini gerçekleştirme yolunda hem de toplumsal hayatta karşılaştığı en büyük engellerdendir.
Spinoza, insan doğası gereği hazza yöneldiğini ve acıdan kaçındığını ifade eder. Ancak haz, çoğunlukla geçici ve yüzeysel bir duygudur. Bedensel zevklere aşırı düşkünlük, bireyin zihinsel ve fiziksel dengesini bozabilir.
Spinoza’ya göre bu tür aşırılıklar, bireyi akılcı düşünceden uzaklaştırır ve yalnızca anlık tatminlere odaklanmasına neden olur. Oysa gerçek mutluluk, geçici hazlarda değil, bireyin doğasına uygun bir yaşam sürmesinde bulunabilir.
Bedensel zevklere duyulan aşırı tutku, insanın kendini kontrol etme yeteneğini zayıflatır. Bu durum, bireyim hem bedensel hem de zihinsel sağlığını tehdit eder. Örneğin, aşırı yeme içme alışkanlıkları, sağlık problemlerine yol açabilirken; keyfi eğlencelere bağımlılık, bireyin üretkenliğini ve yaşam amaçlarını gölgeleyebilir.
Modern dünyada bedensel zevklerin peşinden koşma, reklamlar, sosyal medya ve popüler kültür tarafından sürekli teşvik edilmektedir. Güzellik standartlarının lüks tüketim ürünlerinin ve “anlık mutluluk” vaatlerini sürekli vurgulanması, bireyleri kendi doğalarına uygun bir yaşamdan uzaklaştırmaktadır. Spinoza’nın bu konuda çizdiği tablo, modern toplumun tüketim alışkanlıklarına ve birey üzerindeki Basklarına ışık tutmaktadır.
Spinoza, mal mülk tutkusunu insan doğasındaki “sahip olma” arzusu ile ilişkilendirilir. Ancak bu tutku, genellikle hırs, kıskançlık ve doyumsuzluk gibi olumsuz duygularla sonuçlanır. Mal mülk sevdası, bireyin gerçek özgürlüğüne engel olur. Çünkü insanı sürekli daha fazlasını elde etmeye zorlayan bir kısır döngüye hapseder.
Mülkiyet arzusu, insanın erdemli ve akılcı bir yaşam sürmesini engeller. Mal mülk hırsı, bireyi diğer insanlara karşı rekabete ve hatta düşmanlığa sevk edebilir. Spinoza, bu durumun toplumsal ilişkiler üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu belirtir. Çünkü mülk sevdası, bireylerin dayanışma ve iş birliğinden uzaklaştırır.
Kapitalist sistemin teşvik ettiği mülkiyet ve tüketim anlayışı, Spinoza’nın eleştirdiği bu illeti daha da görünür kılmaktır. İnsanlar, statülerini ve mutluluklarını sahip oldukları şeyler üzerinden tanımlama eğilimindedir. Bu durum, bireyleri sürekli bir tatminsizlik içinde yaşamaya mahkûm etmektedir.
Spinoza, itibar hırsını, bireyin kendi değerini başkalarının gözünde araması olarak tanımlar. Bu tür bir arzu, bireyin kendi doğasına uygun bir yaşam sürmesini engeller. Başkalarına şirin görünmek için yaşanan bu çaba, bireyi özgürlüğünden ve gerçek mutluluğundan uzaklaştırır.
İtibar hırsı, bireyin özgürlüğünü ve yaratıcılığını baskılar. Spinoza’ya göre, birey kendi aklını ve değerlerini bir kenara bırakarak, toplumun dayattığı kurallara boyun eğmek zorunda kalır. Bu durum, bireysel özgürlüğün ve akılcı yaşamın önünde büyük bir engel oluşturur.
Günümüzde sosyal medya, itibar hırsını körükleyen en güçlü araçlardan biridir. İnsanlar, beğenilmek, takip edilmek ve övgü almak için sürekli bir çaba içinde bulunurlar. Bu durum, bireylerin kendi değerlerini unutmalarına ve sürekli bir “toplumsal olay” arayışına girmelerine neden olur.
Spinoza, insanın tutkularını yönetebilmesi için aklı rehber edinmesi gerektiğini savunur. Akıl, bireyin gerçek mutluluğa ulaşmasında en önemli araçtır. Birey, tutkularını akılcı bir şekilde analiz ederek, onları daha yapıcı ve erdemli bir hale dönüştürebilir.
Spinoza, insanın “sevinçli duygular” dediği pozitif duygulara odaklanması gerektiğini belirtir. Bu duygular, bireyin hem kendisiyle hem de çevresiyle uyum içinde yaşamasını sağlar. Ayrıca, zihin ve beden uyumunu sağlamak, bireyin daha dengeli bir yaşam sürmesine olanak tanır. Bunun için pratik adımlar atılabilir. Kendini tanıma ve tutkularını anlama, akılcı hedefler belirleme, toplumsal baskılardan uzak özgür bir yaşam sürme gibi adımlar.
Spinoza’nın insan karakterine dair ortaya koyduğu bu üç illet, modern dünyada hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Bedensel zevklere düşkünlük, mal mülk sevdası ve itibar hırsı, bireyin özgürlüğüne ve mutluluğuna giden yolda büyük engeller oluşturur. Ancak Spinoza’nın önerdiği akılcı yaşam anlayışı ve erdemli bir olma yolları, günümüz insanına rehberlik edebilir. İnsan, kendi doğasını anlayarak ve tutkularını yöneterek, gerçek mutluluğa ve özgürlüğe ulaşabilir.


